Başka Bir Bedene Can Olmak: Böbrek Transplantasyonu

  1. yüzyıl dünyasında yapay organ üretim çalışmaları istenilen seviyeye henüz ulaşamamış olsa da, insanların bilinçlenmesi ve organ bağışlama konusundaki duyarlılıklarının artmasının katkısıyla organ nakil operasyonları yaygın olarak uygulanmaya ve binlerce hastayı hayata bağlamaya devam etmektedir. Dünya çapındaki tıbbi kayıtlara göre en yaygın transplantasyonu yapılan organlar böbreklerdir. Diyabet, kronik / kontrolsüz yüksek tansiyon, kronik glomerülonefrit (böbreklerde nefron adı verilen küçük süzme birimlerinin iltihaplanması ve nihayetinde skarlaşması), polikistik böbrek hastalığı gibi etmenler sonucunda tek çaresi yeni bir böbrek olan ileri derece böbrek hastalarına her gün yenileri eklenmekte ve ülkemizde her gün 8 kişi organ nakli sırasında hayatını kaybetmektedir.

Buradan çıkan sonuç, organ bağışının tüm dünyada artmasına rağmen henüz yeterli düzeylerde olmayışıdır. Bu denli önemli, hem donör hem de hastalar olarak değerlendirdiğimizde toplumların neredeyse tamamını ilgilendiren böbrek nakli konusu, yazıda birçok farklı yönüyle birlikte detaylıca ele alınmaktadır.

Böbrek Nakli Nedir, Nasıl Yapılır?

Canlı donördan veya kadavradan alınan böbreğin hastaya nakledilmesi işlemi olarak tarif edilen böbrek transplantasyonu, günümüzde oldukça seçkin ve yaygın bir tedavi yöntemidir. Burada bahsedilen kadavra terimi, “tıp eğitiminde kullanılan bağışlanmış ceset” tanımından farklı olarak “beyin ölümü gerçekleşmiş ancak dolaşım ve solunum faaliyeti makine yardımıyla devam ettirilen ve organların çalışması sürdürülen ceset” anlamında kullanılmıştır.

Rusya’da 1939’da ilk böbrek nakli denemesi, organın alıcının vücudu tarafından reddedilmesi sonucu başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra Chicago ve Paris’te sırasıyla kadavra ve canlı donördan alınan böbrekler ile tranplantasyon işlemleri yapılmış ancak her iki operasyondan da kısa süre sonra hasta hayatını kaybetmiştir. 1954’te Dr. Joseph Murray tek yumurta ikizleri arasında ilk başarılı böbrek naklini gerçekleşmiştir. Bu nakil aynı zamanda ilk başarılı organ naklidir. Ülkemizde ilk böbrek nakli 1975 yılında Hacettepe Üniversitesinde Prof. Dr. Mehmet Haberal ve ekibi tarafından gerçekleştirilmiştir.

Uzman hekim kontrolünde hem alıcı hem de donör sağlık taramasından ve belirli testlerden geçirilir. Glomerüler filtrasyon hızı ölçülür, kalbin ejeksiyon fraksiyonu belirlenir, solunum incelenir. Özellikle kan grubu analizleri yapılır. Her şey normal gittiği takdirde, kasık bölgesinden açılan küçük bir kesik yardımıyla yeni böbrek, hastanın alt karın boşluğuna yerleştirilmiş olur. Renal arter abdominal aorta, renal ven ise vena cava inferior’a anastomazlaştırılır. Nakillerde renal venin nispeten uzun olmasından ötürü -şayet sağ böbreğin kullanımını zorunlu hâle getiren herhangi bir problem yoksa- sol böbrek tercih edilmektedir. Enfeksiyon riski olmadığı müddetçe artık işlevi bulunmayan böbrek vücut dışına çıkarılmaz. İşlem 2 ila 4 saat kadar sürer. herhangi bir komplikasyon gözlenmediği takdirde hastanede kalış süresi bir hafta dolaylarındadır. Canlı donördan nakledilen böbrek hemen işlevini göstermeye başlarken kadavradan alınan böbreğin vücuda adapte olma sürecinde bazı durumlarda 2 – 3 hafta kadar diyaliz desteği almak gerekebilmektedir.

Yeni yeni yaygınlaşan laporoskopik (kapalı) tranplantasyon yöntemiyle ameliyat sonrası minimum ağrı ve minimum skar dokusu hedeflenmektedir. Böbrek nakli ameliyatının riskleri batın bölgesinde yapılan herhangi bir cerrahi müdahalenin risklerinden farklı değildir; gelişen teknoloji eşliğinde uzman hekim tarafından yapılan operasyonlarda bu standart riskleri minimalize etmek tabii ki mümkündür.

Nakillerle alakalı en büyük endişe dokunun vücut tarafından reddidir. Doku uyuşmazlığında MHC molekülleri tarafından T hücrelerine antijen sunumu büyük rol oynar. Eritrositler hariç tüm hücreler MHC – 1 ile sitotoksik T – lenfositlere endojen antijen sunumunda rol alırken, bazı özelleşmiş hücreler MHC – 2 ile T helper hücrelerine eksojen olarak antijen sunar ve vücuda yabancı kabul edilen hücrenin ortadan kaldırılmasını hedefler. Nakledilen organın vücut tarafından tehlike olarak algılanması durumunda immün sistem mekanizmaları devreye girer ve dokunun hücrelerine saldırmaya başlar. Bunun önüne geçmek için immün sistemin baskılanması gerekir. Hastalar ameliyattan sonra doktor kontrolünde stres hormonu olarak bilinen kortizol kullanımına bu sebepten ötürü başlamaktadır.

Ülkemizde henüz yeterli olmayan organ bağışları sebebiyle her 3 hastadan 2’si, nakil için canlı donör bulmak zorundadır. Kadavra listesinde bulunan hastaların ise her yıl yalnızca %3’ü kendine uygun böbreğe kavuşabilmektedir. Böbrek nakillerinde kadavra donör kullanımının Avrupa ortalaması % 80 dolaylarındadır.

Kimler Nakil Olmalıdır, Kimler Böbreğini Bağışlayabilir?

Kimler Nakil Olmalıdır, Kimler Böbreğini Bağışlayabilir
Kimler Nakil Olmalıdır, Kimler Böbreğini Bağışlayabilir

İleri derece böbrek hasarı bulunan, diyaliz makinesine ihtiyaç duyan herkes böbrek nakli operasyonu için adaydır ve canlı bir vericisi bulunmadığı takdirde kadavra verici bekleme listesine adını yazdırmış olmaktadır. Böbrek naklinde alıcılar için bir yaş üst sınırı bulunmamaktadır. Böbrek nakli olan hastaların yaş ortalaması 20 – 44 aralığında yığılmış olsa da 60 – 70 yaşlarındaki alıcıların sayısı gelişen ileri teknikler ile birlikte artma eğilimindedir.

18 yaşını doldurmuş, herhangi bir böbrek hastalığı veya kanser bulguları olmayan kişiler böbrek nakli için organ bağışçısı olabilmektedir. Hipertansiyon ve / veya diyabet hastalığı bulunan adaylar özel birtakım testlere tabii tutulduktan sonra verici olabilmektedir. Vericilerin kalan sağlam böbreği alınan böbreğin fonksiyonlarının uzun vadede % 80 – 85’ini üstlendiğinden vericiler bu anlamda bir fonksiyon kaybı yaşamamakta ve hayatına normal bir şekilde devam edebilmektedir.

Çapraz Nakil Nedir?

Bazen alıcıya uygun donör bulunsa dahi transplantasyon işlemi gerçekleştirilemeyebilir. Bunun başlıca sebebi kan grubu uyumsuzluğudur. Böyle bir durumda aynı sıkıntıyı kendi donörüyle yaşayan başka bir alıcı da varsa alıcı ve vericiler çapraz eşleştirilebilir. Gerekli doku ve kross testlerinden sonra hastalar ve vericiler tanıştırılır; nakil gerçekleştirilir. Böylece her iki hasta da kadavra donör beklemeden uygun böbreğe kavuşmuş olur. Özellikle 0 (sıfır) kan grubu hastaların bekleme listesinde uzun süre kalması problemine çözüm olarak çapraz nakil işlemi sıkça tercih edilmektedir. Hastalar veri tabanına kayıtlı olduğu takdirde bu eşleşmelerin uluslararası dahi olabilmesi, son zamanlarda medyada kendine yer bulmaktadır.

Böbrek Naklinde Hukuki Düzenlemeler

“İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” adıyla Türkiye’de de kanun hükmünde bulunan bahsi geçen uluslararası sözleşmeye göre, organ ve doku nakli yalnızca kişiyi iyileştirme amaçlı ve ilgili doku veya organ ölüden temin edilemeyecek durumdaysa gerçekleştirilebilmektedir.

Organ nakli, verici kişiye bir yarar sağlamaması ve yapı bütünlüğünü bozması nedeniyle kişi rızasıyla da olsa genel çerçeveden bakıldığında hukuki açıdan uygun olmamaktadır. Bu nedenle konuya dair daha detaylı ve açık yargılara ihtiyaç duyulması, organ naklinin hukuka uygun hâle getirilmesi gerekliliği sebebiyle 2238 Sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakline İlişkin Kanun (ONHK), 03.06.1979 tarihli 16655 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu kanuna göre organ nakli için donör olan kişinin 18 yaşını doldurmuş ve iyi – kötüyü birbirinden ayırabilecek aklî melekelere sahip olması gerekmektedir. Organ bağışçısı olmak isteyen birey hastanelere veya Türkiye Organ Nakli Vakfı’na başvurarak organ bağış kartı alabilmektedir. Donör adayının onayı yazılı ve sözlü olarak en az iki şahit huzurunda kayıtlara geçirilmeli, ayrıca bu belgeyi bir hekim onaylamalıdır. Verici adayı organ bağışının tüm yönleri konusunda (psikolojik, sosyal, tıbbi, hukuki) detaylıca bilgilendirilmelidir.

Ülkemizde güncel genelgeye göre canlıdan organ ve doku nakli, alıcının dördüncü dereceye kadar (dördüncü derece dâhil) akrabalarından ve en az iki senelik evli olduğu eşinden yapılabilmektedir. Bu kapsam dışında kalan donör adayları, konuyla alakalı olarak etik kurul tarafından değerlendirilmeli ve kurulun onayını almalıdır. Aksi takdirde nakil gerçekleştirilememektedir.

Kadavra nakli prosedürü nispeten daha basittir. Ölen kişi ölümünden önce organlarının bağışlanmaması konusunda herhangi bir yazılı belge bırakmadığı takdirde başka bir kişinin hayatının söz konusu olduğu durumlarda ölenin anne, baba, kardeş veya varsa eşinden alınan yazılı ve sözlü onay ile kadavra, donör olarak kullanılabilmektedir. Ayrıca kişinin yaşamının trafik kazası, deprem, sel vb. olaylarla akut şekilde sonlandığı durumlarda yanında tıbbi kararlarını verebilecek eşi veya herhangi bir akrabası bulunmadığı takdirde, başka birinin yaşamının bu organlara bağlı olduğu tıbbi zorunluluk hâllerinde herhangi bir rıza ve vasiyet şartı aranmadan transplantasyon işlemi gerçekleştirilebilmektedir.

Bir kuruma kadavra böbrek ulaştığında resmi bekleme listesinden yaş, listede kalma süresi, diyalize bağlı kalma süresi, doku uyumu, kan grubu gibi birçok temel ölçüt göz önünde bulundurularak yapılan sıralama sonucu en uygun aday bilgisayar ortamında otomatik olarak belirlenir ve organ ivedilikle tespit edilen alıcıya ulaştırılır. Tüm aşamalar teknolojik sistemlerde gerçekleştiğinden ve ilgili alıcıya ulaşılamadığı takdirde bunun sebebinin resmi olarak belgelenme zorunluluğundan ötürü herhangi bir tolerans veya adaletsizlik ihtimali söz konusu değildir. Ek olarak birinci sıradaki adaya ulaşılamaması ihtimali göz önünde bulundurularak yapılan listeden ikinci ve üçüncü sıradaki aday da hazır olarak bulundurulmalıdır.

Kişinin rızası alınmadan veya rızası alınsa bile organın veriliş amacının alıcıyı iyileştirmekten başka amaçlar taşıması durumunda yapılan nakiller suçtur. Hukuka aykırı bir biçimde elde edilen organı alan, muhafaza eden, nakleden, taşıyan; ne şekilde olursa olsun organ veya doku satan, satılmasına aracılık eden, satın alan; belirli bir çıkar karşılığında organ teminine yönelik reklam veya ilan yayınlayan kişi / kişiler hakkında ilgili kanun maddesi doğrultusunda cezai işlem uygulanmaktadır.

Organ Naklinde Etik ve Halkın Yaklaşımı

Organ Naklinde Etik ve Halkın Yaklaşımı
Organ Naklinde Etik ve Halkın Yaklaşımı

Kadavra organ naklinin beyin ölümü gerçekleşmiş ancak hayati fonksiyonları (kan dolaşımı gibi) devam eden kişiden yapılması zorunluluğu, sağlık sistemine güvensizliğin olduğu toplumlarda bilinçli olarak hastane tarafından gerekli müdahalenin yapılmayarak kişinin ölüme terk edilme konusunda endişelendirmektedir. Ayrıca ölü de olsa kişinin vücut bütünlüğünün bozulacağı sonucu ve çevre baskısı, dini ve psikolojik düşünceler kişileri organ nakline çekimser bakmaya itmektedir. Aslında organ nakli konusunda ilahi dinlerde ve düşünce akımlarında herhangi bir engel bulunmadığı, insan hayatının kutsal olduğu gerçeği ve bu nedenle bir kişiye can vermenin getireceği iç huzur hâli, her birimizin bir gün bir organ nakline ihtiyaç duyabileceği anlatılmalı; toplumlar organ nakli hususunda eğitilmeli ve bilinçlendirilmelidir.

 Sonuç

Tüm etik ve sosyal tartışmalar bir yana bırakıldığında organ nakli çağımızın en kesin ve en başarılı tedavi işlemlerinden biri olmayı sürdürmektedir. Organ bağışını yaygınlaştırma kampanyaları ve halkların eğitilme sürecine hız kazandırılmalı, ön yargılardan uzak bir şekilde başka bir insana umut olabilme şansını değerlendirmeye odaklanılmalıdır.

Ülkemizin Avrupa sıralamasında organ naklinde başarı oranı olarak ilk 5 ülke içinde yer alması, işlemlerin nitelikli ve kendini ispatlamış uzman hekimlerce güvenilir merkezlerde gerçekleştirilmesi, yasalarla dördüncü dereceye akrabaların da donör olabileceğinin güvence altına alınmış olması, transplantasyonun nispeten uygun fiyatlı yapılması gibi nedenler ülkemizi cazibe merkezi hâline getirmektedir. Tüm dünyadan hastalar tedavi olmak, hekimler de iyi yetişmiş uzmanlarımız yanında tecrübe kazanıp eğitim almak amacıyla ülkemizi tercih etmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.